“Trafiğe Çıkmadan Önce Meditasyon Yapıyorum”

Burcu_Burkut_Erenkul_Murat_EvginArka Sokaklar, Acemi Cadı, Sahra gibi pek çok dizi, film ve televizyon programının müziklerinin yaratıcısı, başarılı müzisyen Murat Evgin ile yoğun İstanbul trafiğini ve sevdiği otomobil özelliklerini konuştuk.

BBE: Şarkı söylemek içinizden gelen bir istek miydi yoksa sizi yönlendiren kişi babanız Erol Evgin mi oldu ?

ME: Aslında ailemde müziği gördüm ve etkilendim. Evde babamın arkadaşları olurdu rahmetli Melih Kibar, Çiğdem Talu, Nükhet Duru piyanonun başında şarkılar söylenirdi. Sezen Aksu ile yakındı babam onlar bize gelirdi biz onlara giderdik. Bir de benim çocukluğumda festivaller olurdu. Marmaris, Kuşadası Festivalleri olurdu. Bu festivallere hep sanatçılarla birlikte giderdik. Hep böyle bir ortamın içindeydim yani. Çok böyle müzik ve sanatın içinde geçti çocukluğum. En usta isimleri de görünce onlardan etkilenmemek hakikaten mümkün değil. Bizim gibi ailelerde yönlendirmek değil de bir geri çekilme uzaktan izleme oluyor çocuk için bu istek heves mi diye.

BBE: Şarkı söylemeye nasıl başladınız ?

ME: Ben şarkı söylemeye karar verdiğimde 12 yaşımdaydım ama bir enstrüman çalmıyordum sadece bir enstrüman çalmaya heves ediyordum. Sonra 15, 16 yaşımda gitar derslerine başladım. Gitar tabi her yere taşınabilir olmasından dolayı çok pratik bir enstrüman bir de yazlıklarda, plajlarda falan da çalabiliyorsun yani tam o yaşın enstrümanı. Bir de bizim yaptığımız müzik tarzını da yansıtan bir enstrüman. O yüzden işte sonra gitara sevdalandım ve besteler yapmaya sözler yazmaya başladım. İlk bestelerimi 18, 19 yaşlarımda yaptım. Üniversite 1. sınıftayken babama hediye ettiğim şarkılarım oldu onlardan biri;  Gönlümdeki Kuşlar bir diğeri de Her Gece diye bir şarkıydı.

BBE: Babanızın 25. Sanat Yılı Konseri’nde 16 yaşında gitarınızla sahneye çıkarak profesyonel müzik hayatına başlamışsınız nasıl bir duyguydu babanızla aynı sahneyi paylaşmak ?

ME: Evet, Atatürk Kültür Merkezi’ndeydi. Ablamla birlikte Hep Böyle Kal adlı şarkıyı düet yapmışlardı ben de gitar çalmıştım çok güzeldi, çok heyecanlıydı gerçekten. Orada hem gitara tam hakim değildim daha 6 aydır falan gitar çalıyordum hem de babamın önemli bir konseri olması çok gurur vericiydi.

BBE: Bir çok dizi ve TV programlarının müziklerini yaptınız ve hala 8. Sezonunu yapan Arka Sokaklar dizisinin müziklerini yapıyorsunuz. Bu müzikler ve sözler nasıl oluşuyor? Bölümler önceden size mi geliyor ?

ME: Ben müzikleri yaptığımda daha dizi çekilmemişti ilk jenerik müziğini yaptım. Senaryoyu okuyup ilk olarak Bambaşka Bir Şehir şarkısını yazdım. Sonra yavaş yavaş görüntüler elime ulaşmaya başladı,  görüntülere bakarak, biraz karakterleri tanıyarak müzikler yapmaya başladım. Tabi daha sonra görüntüye bunu uyarlamak gerekiyor. Mesela diziye bir karakter girer, aslında o karakter katildir ama seyirci onun katil olacağını 10 bölüm sonra öğrenecektir. Ona göre bir müzik yapmanız lazım, o adamı seyirciye iyi göstermeniz lazım. Yani çok manipüle edebiliyorsunuz sahneyi.

BBE: Siz de benim gidi radyo televizyon ve sinema mezunusunuz ilerleyen zamanlarda müziklerini yaptığınız bir dizide rol almak ister misiniz ?

ME: Tabi isterim. Ama dizi oyunculuğu da müthiş yorucu bir şey haftanın 6 günü çekiyorlar. Türkiye’de bayadır şarkıcının hikayesini anlatan dizi yapılmıyor. Yapıldığı zaman da arabesk yapılıyor, o izleniyor belki de. Reyting çünkü gerçekten başka bir hesap. Belki bizim kendimiz için çekeceğimiz, şarkıcının hikayesini anlatan bir sinema filmi olabilir, hem de anı olarak kalır.  Daha önce Zeynep ile Murat’ın düğün sahnesinde, konuk olarak Arka Sokaklar’da oynamıştım. Çok güzel olur inşallah.

BBE: Otomobillerle aranız nasıl ?

ME: Otomobillerle aram çok iyi çünkü çok uzun mesafe otomobil kullanıyorum. Her sabah, Sarıyer’den Bostancı’ya Bostancı’dan Sarıyer’e.. Arada bir Polenezköy’e annemlere gidiyorum. Otomobilde çok vaktim geçiyor, otomobilimi her zaman ben kullanıyorum. Ama tabi otomobil de kullanmış olmuyorsunuz İstanbul trafiğinde dur kalk, dur kalk. Mesela biz geçen gün konsere Muğla’ya gittik. O kadar güzel ki 1 saatte başka bir şehir gidiyorsun.  Burada, Bostancı’dan Taksim’e 2 saatte gidemiyoruz.  O yüzden hem iş stresi hem de İstanbul trafiği çok keyif alamıyorum kullanırken.

BBE: Otomobili ilk kez ne zaman kullandınız ? Kaçırdığınız oldu mu ?

ME: Yok hiç kaçırmadım hatta ben ehliyeti alıp da trafiğe çıkmaya korkanlardandım.  Alıştıra alıştıra çıktım trafiğe. Tam 18 yaşımda ehliyet aldım ama trafiğe çıkıp otomobil kullanmam yine bir 19-20 falan herhalde. İlk başta biraz çekiniyordum trafiğe çıkmaya hatta o zaman bir kız arkadaşım vardı onunla birlikte gitmiştik kursa o daha cesaretliydi, trafiğe çıkmıştı ben daha kullanmıyordum.  Böyle uzak mesafedeki televizyon programlarına falan o beni götürüyordu, yardım ediyordu bana 🙂

BBE: Şoför kullanıyor musunuz ?

ME: Şoför hiç kullanmadım belki daha ilerki yaşlarda falan olabilir.  Aslında İstanbul’da otoparka verdiğin parayla şoförün maaşı  hayli hayli çıkar yani. Bir de şimdi vale var ya 10 sene önce yoktu böyle bir şey.  Valeye ve otoparka verdiğin parayla  şoför çalıştırabilirsin.  Hem de bazı yerlerde bu yeni yapılan düzenlemelerle park edemiyorsun. Bir yere gideceksin yakın otopark arıyorsun falan.

BBE: Erkekler genellikle çok büyük arazi araçları tercih ediyor, sizin otomobil tercihiniz ne yönde ?

ME: Uzun süre Polo kullandım ben ama gitarın sert bir çantası vardı bagaja sığmıyordu. Bir de konserler gece geç bitince müzisyen arkadaşları da belirli bir yere kadar bırakıyorum, problem oluyordu. Şimdi bagajına gitar sığabilen bir otomobil Mercedes C180 aldım. Ama bazen onun da bagajı küçük gelebiliyor. İleride herhalde minibüs falan alacağız.

BBE: Bir Otomobilde olmazsa olmaz özellik nedir sizin için ?

ME: Konfor önemli tabi ama, benim için daha da önemlisi iyi bir ses sistemi. Bagajı önemli çünkü bir konsere falan giderken bir sürü şey taşıyorsun işte; mikrofon sehpası, gitar vs. Az yakması tabi ki önemli ama öyle bir otomobil henüz bulamadım bulursanız haber verin bana da J  Sevdiğim bir başka özellik; bluetooht üzerinden konuşma, hands-free özelliği İstanbul trafiği için çok güzel bir özellik.

BBE: Trafikle aranız nasıl ? Sakinliğinizi koruyabiliyor musunuz ?

ME: Ben meditasyon yapıyorum, herkese de tavsiye ediyorum. 🙂 İstanbul’da bir kere şunu kabul etmek lazım, İstanbul trafiğini düzeltemezsiniz. Hayatında hiç sinyal vermemiş birine sinyal vermeyi siz öğretemezsiniz. Onları denedik ama öğretemedik, sonra vazgeçtik. Çünkü siz kendiniz yoruluyorsunuz bu sefer ve stres oluyorsunuz. Kavgalar oluyor, olan size oluyor yani. O yüzden trafikte kimseye bir şey öğretmeye çalışmadan efendice kullanmak lazım diye düşünüyorum.

BBE: Ünlü bir sima olarak sizin trafikte unutamadığınız bir anınız var mı ?

ME: Yok ama öyle küçük kazalar yaşadığım zaman falan çok tartışma falan olmuyor.

BBE: Çok büyük bir kaza yaşadınız mı ?

ME: Yok, büyük bir kazam yok ama ufak tefek kazalar oldu. Yağmurda mesela frene basıyorsun durmuyor öyle şeyler oldu.

BBE: Sizce trafikle ilgili eksikler neler ?

ME: Bizim zamanımızda trafik kurallarını öğreten Bay yanlış ile Doğru Ahmet vardı. Rahmetli Erol Günaydın oynardı o Bay Yanlış idi hep, yanlış şeyler yapardı. Doğru Ahmet de hayır o öyle değil böyle yapılır işte duran aracın arkasından geçilmez falan derdi. Bu tür bilgilerin, kuralların insanlara öğretilmesi ve anlatılması lazım.

BBE: Sizce trafik kurallarımız ve teknolojimiz Dünya ile yarışabilir durumda mı ?

ME: Biz geriden geliyoruz. Benim çocukluğumda trafik lambası bile yoktu. Trafik lambaları herhalde 80’lerin sonunda geldi İstanbul’a. Ankara’da vardı İstanbul’da belli üç, beş yerde vardı. Onun için bu bile zaten çok yeni bir olay. Yaya geçidinde durulması gerektiğini Türkiye genelinde belki 2-3 nesil sonra öğrenecek insanlar. Mesela 86 yılında, ben o zaman 9 yaşımdaydım bize bir Alman aile gelmişti tatile. O sene Almanya’da arka koltukta kemer zorunluluğu gelmiş. Bizde o sene kemer takma zorunluluğu bile yoktu hatta şöyle bir şey vardı otomobildeki sağ dikiz aynası ekstra parayla satılırdı 🙂

BBE: Trafik kurallarına daha fazla dikkat çekmek için sizce neler yapılmalı ?

ME: Trafikte ortak akıl diye bir platform vardı, Trap diye. Ona üyeydim ben, üniversitelerden öğretmenler, çeşitli sektörlerden iş adamları, genel müdürler falan geliyordu. Hevesle başladığımız bir platformdu daha sonra biraz küçüldü. Mesela orada bir şey öğrenmiştim; bir beyefendi çıktı dedi ki; hızlı gitmek kolaydır da durmak zordur dedi. Seyir bir durma problemidir diye bir şey söyledi ben onu bilmiyordum mesela. Böyle şeylerin insanlara anlatılması lazım. Bugün artık televizyon gibi çok güçlü bir silah var elimizde ama sırf eğlence, eğlence de değil yani garip bir şey için kullanıyoruz, eğitici hiçbir şey yok. Mesela 100 km hızla giden bir otomobil 50 metre sonra durabiliyor, dolayısıyla senin önündeki otomobille aranda 50 metreden fazla mesafe olması gerekiyor. Bu tarz basit bilgilerin verilmesi gerekiyor. Mesela farım da açık yolum da diye bir slogan vardı. Biz gündüz de far yakmayı oradan öğrendik, eskiden akü bitmesin diye yakmazdık ama bazı kazalarda önemli bir faktör mesela. Hayat kurtaracak basit sloganların televizyon aracılığıyla verilmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

BBE: Çocukluktan gelen bir aşkla sevdiğiniz bir otomobil var mı ?

ME: Bizim çocukluğumuzda, çikletten çıkan otomobil yapıştırmaları vardı. Onlara bakardık hayran hayran, teknik özelliklerini falan ezberlerdik. Sokakta park etmiş otomobillerin camlarından bakardık, kaç yapıyor diye. Ama böyle özel bir model yok aklıma gelen. Ama mesela o eski dolmuşlar, İstanbul’un bir simgesi gibiydi onların kalkmasını istemezdim mesela. Bizde hep bir şey var fonksiyon, işlev arıyoruz, rahat arıyoruz o yüzden eski olan her şeyi kaldırıyoruz. Mesela o dolmuşlar çok uzun yıllar İstanbul’un simgesi olmuş. Yeni otomobiller olsa bile o dolmuşlardan özel üretilse İstanbul için keşke. Napolyon bile demiş ki; Dünya tek bir ülke olsa başkenti İstanbul olur.  100 tane 200 tane o dolmuşlardan üretilse o simge bozulmamış olur. O sarı dolmuşlar hem çok çirkin hem de bizi anlatmayan bir şey. Otomotivde de bazı tarihi şeylere sahip çıkmak lazım.

BBE: Son klibiniz Ölümsüz’de 65 model bir Chevrolet’in içindesiniz.. Klasik otomobillere karşı bir sempatiniz mi var ?

ME: Klipte falan güzel oluyor ama gerçek hayatta onunla uğraşmak zor. O bir merak, onun için zaman ayırmak lazım. zaman, işte veya trafikte geçtiği için öyle bir vakit ayırmak çok zor. Mesela o otomobil, biraz çocukluğumu hatırlattı tek parça uzun bir koltuğu var. Ben öyle bir koltuğu o eski dolmuşlarda gördüğüm için bana o yılları, çocukluğumu hatırlattı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook’ta Burcu

Instagram’da Burcu

Sık Sorulan Sorular


Otomobil Sporları Nedir ?

Uluslararası Otomobil Fedarasyonu (FIA) tarafından belirlenmiş kurallar çerçevesinde güvenlik önlemleri alınmış otomobil ve ekipmanlarla, trafiğe kapalı alanlarda, zamana karşı rekabet edilen bir spor dalıdır.

Ralli Nedir ? Türkiye'de Ralli Yarışları Nasıl Olur ?

  • Ralli branşı, Türkiye’de ve Dünya’da en çok takip edilen, en önemli otomobil sporları branşlarından biridir,
  • Bu branşta sporcular Fia tarafından onaylı otomobilleriyle, trafiğe kapalı; toprak, asfalt ya da karlı zeminlerde zamana karşı yarışır. En hızlı etap zamanını elde eden sporcular ödüllendirilir,
  • Türkiye’de sadece asfalt ve toprak yarışlar düzenlenmektedir,
  • Ülkemizde Türkiye Ralli Şampiyonası adı altında 7 yarış gerçekleştirilmektedir, bu şampiyona ulusal şampiyonadır,
  • Ulusal şampiyonanın dışında amatör sporculara destek olunması hedefiyle , Tosfed Ralli Kupası adı altında mahalli yarışlar da düzenlenmektedir.

Ralli Pahalı Bir Spor mu ?

Otomobil sporlarının tümü masraflı bir spordur. Ulusal şampiyonalar, mahalli şampiyonlara göre daha masraflı ve daha pahalıdır. Bir yarışta; lisans ücreti (yıllık), kayıt ücreti (her yarış), otomobil kirası (otomobil kendinizin de olabilir), otomobilin transferi, servis, yakıt, lastik, antrenman otomobili kirası ve yakıt masrafı, konaklama, yeme-içme gibi giderleriniz olmaktadır. Bütçenizi en uygun şekilde organize etmek biraz da sizin elinizde. Bu giderlere bir de ekipman ve olası kaza masraflarını da katmak gerekir.  

Nasıl Ralli Pilotu / Co-Pilotu Olurum?

Ralli pilotu olmak için öncelikle ehliyetinizin olması gerekmektedir, Ehliyeti olan sporcu adaylarının, belirli zamanlarda kulüpler tarafından organize edilen eğitim seminerlerine katılarak sertifika almaları gerekmektedir. Bu eğitimlerin tarihlerini Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu'nun (TOSFED) web sitesinden takip edebilirsiniz, Eğitim sertifikasına sahip olan kişiler,  TOSFED'e lisans başvurusunda bulunabilirler,

Pilotlar Para Kazanır mı ?

Ralli sporcuları yarış kazanmaları halinde para ödülü kazanmazlar. Yarış sonunda dereceye giren sporcular, kupa ile ödüllendirilmektedir. Sporcuların maaşları yoktur, takımlardan ya da federasyondan herhangi bir ücret almazlar. Yani sanılanın aksine ralli pilotları para kazanmazlar.
“Trafiğe Çıkmadan Önce Meditasyon Yapıyorum”

Burcu_Burkut_Erenkul_Murat_EvginArka Sokaklar, Acemi Cadı, Sahra gibi pek çok dizi, film ve televizyon programının müziklerinin yaratıcısı, başarılı müzisyen Murat Evgin ile yoğun İstanbul trafiğini ve sevdiği otomobil özelliklerini konuştuk.

BBE: Şarkı söylemek içinizden gelen bir istek miydi yoksa sizi yönlendiren kişi babanız Erol Evgin mi oldu ?

ME: Aslında ailemde müziği gördüm ve etkilendim. Evde babamın arkadaşları olurdu rahmetli Melih Kibar, Çiğdem Talu, Nükhet Duru piyanonun başında şarkılar söylenirdi. Sezen Aksu ile yakındı babam onlar bize gelirdi biz onlara giderdik. Bir de benim çocukluğumda festivaller olurdu. Marmaris, Kuşadası Festivalleri olurdu. Bu festivallere hep sanatçılarla birlikte giderdik. Hep böyle bir ortamın içindeydim yani. Çok böyle müzik ve sanatın içinde geçti çocukluğum. En usta isimleri de görünce onlardan etkilenmemek hakikaten mümkün değil. Bizim gibi ailelerde yönlendirmek değil de bir geri çekilme uzaktan izleme oluyor çocuk için bu istek heves mi diye.

BBE: Şarkı söylemeye nasıl başladınız ?

ME: Ben şarkı söylemeye karar verdiğimde 12 yaşımdaydım ama bir enstrüman çalmıyordum sadece bir enstrüman çalmaya heves ediyordum. Sonra 15, 16 yaşımda gitar derslerine başladım. Gitar tabi her yere taşınabilir olmasından dolayı çok pratik bir enstrüman bir de yazlıklarda, plajlarda falan da çalabiliyorsun yani tam o yaşın enstrümanı. Bir de bizim yaptığımız müzik tarzını da yansıtan bir enstrüman. O yüzden işte sonra gitara sevdalandım ve besteler yapmaya sözler yazmaya başladım. İlk bestelerimi 18, 19 yaşlarımda yaptım. Üniversite 1. sınıftayken babama hediye ettiğim şarkılarım oldu onlardan biri;  Gönlümdeki Kuşlar bir diğeri de Her Gece diye bir şarkıydı.

BBE: Babanızın 25. Sanat Yılı Konseri’nde 16 yaşında gitarınızla sahneye çıkarak profesyonel müzik hayatına başlamışsınız nasıl bir duyguydu babanızla aynı sahneyi paylaşmak ?

ME: Evet, Atatürk Kültür Merkezi’ndeydi. Ablamla birlikte Hep Böyle Kal adlı şarkıyı düet yapmışlardı ben de gitar çalmıştım çok güzeldi, çok heyecanlıydı gerçekten. Orada hem gitara tam hakim değildim daha 6 aydır falan gitar çalıyordum hem de babamın önemli bir konseri olması çok gurur vericiydi.

BBE: Bir çok dizi ve TV programlarının müziklerini yaptınız ve hala 8. Sezonunu yapan Arka Sokaklar dizisinin müziklerini yapıyorsunuz. Bu müzikler ve sözler nasıl oluşuyor? Bölümler önceden size mi geliyor ?

ME: Ben müzikleri yaptığımda daha dizi çekilmemişti ilk jenerik müziğini yaptım. Senaryoyu okuyup ilk olarak Bambaşka Bir Şehir şarkısını yazdım. Sonra yavaş yavaş görüntüler elime ulaşmaya başladı,  görüntülere bakarak, biraz karakterleri tanıyarak müzikler yapmaya başladım. Tabi daha sonra görüntüye bunu uyarlamak gerekiyor. Mesela diziye bir karakter girer, aslında o karakter katildir ama seyirci onun katil olacağını 10 bölüm sonra öğrenecektir. Ona göre bir müzik yapmanız lazım, o adamı seyirciye iyi göstermeniz lazım. Yani çok manipüle edebiliyorsunuz sahneyi.

BBE: Siz de benim gidi radyo televizyon ve sinema mezunusunuz ilerleyen zamanlarda müziklerini yaptığınız bir dizide rol almak ister misiniz ?

ME: Tabi isterim. Ama dizi oyunculuğu da müthiş yorucu bir şey haftanın 6 günü çekiyorlar. Türkiye’de bayadır şarkıcının hikayesini anlatan dizi yapılmıyor. Yapıldığı zaman da arabesk yapılıyor, o izleniyor belki de. Reyting çünkü gerçekten başka bir hesap. Belki bizim kendimiz için çekeceğimiz, şarkıcının hikayesini anlatan bir sinema filmi olabilir, hem de anı olarak kalır.  Daha önce Zeynep ile Murat’ın düğün sahnesinde, konuk olarak Arka Sokaklar’da oynamıştım. Çok güzel olur inşallah.

BBE: Otomobillerle aranız nasıl ?

ME: Otomobillerle aram çok iyi çünkü çok uzun mesafe otomobil kullanıyorum. Her sabah, Sarıyer’den Bostancı’ya Bostancı’dan Sarıyer’e.. Arada bir Polenezköy’e annemlere gidiyorum. Otomobilde çok vaktim geçiyor, otomobilimi her zaman ben kullanıyorum. Ama tabi otomobil de kullanmış olmuyorsunuz İstanbul trafiğinde dur kalk, dur kalk. Mesela biz geçen gün konsere Muğla’ya gittik. O kadar güzel ki 1 saatte başka bir şehir gidiyorsun.  Burada, Bostancı’dan Taksim’e 2 saatte gidemiyoruz.  O yüzden hem iş stresi hem de İstanbul trafiği çok keyif alamıyorum kullanırken.

BBE: Otomobili ilk kez ne zaman kullandınız ? Kaçırdığınız oldu mu ?

ME: Yok hiç kaçırmadım hatta ben ehliyeti alıp da trafiğe çıkmaya korkanlardandım.  Alıştıra alıştıra çıktım trafiğe. Tam 18 yaşımda ehliyet aldım ama trafiğe çıkıp otomobil kullanmam yine bir 19-20 falan herhalde. İlk başta biraz çekiniyordum trafiğe çıkmaya hatta o zaman bir kız arkadaşım vardı onunla birlikte gitmiştik kursa o daha cesaretliydi, trafiğe çıkmıştı ben daha kullanmıyordum.  Böyle uzak mesafedeki televizyon programlarına falan o beni götürüyordu, yardım ediyordu bana 🙂

BBE: Şoför kullanıyor musunuz ?

ME: Şoför hiç kullanmadım belki daha ilerki yaşlarda falan olabilir.  Aslında İstanbul’da otoparka verdiğin parayla şoförün maaşı  hayli hayli çıkar yani. Bir de şimdi vale var ya 10 sene önce yoktu böyle bir şey.  Valeye ve otoparka verdiğin parayla  şoför çalıştırabilirsin.  Hem de bazı yerlerde bu yeni yapılan düzenlemelerle park edemiyorsun. Bir yere gideceksin yakın otopark arıyorsun falan.

BBE: Erkekler genellikle çok büyük arazi araçları tercih ediyor, sizin otomobil tercihiniz ne yönde ?

ME: Uzun süre Polo kullandım ben ama gitarın sert bir çantası vardı bagaja sığmıyordu. Bir de konserler gece geç bitince müzisyen arkadaşları da belirli bir yere kadar bırakıyorum, problem oluyordu. Şimdi bagajına gitar sığabilen bir otomobil Mercedes C180 aldım. Ama bazen onun da bagajı küçük gelebiliyor. İleride herhalde minibüs falan alacağız.

BBE: Bir Otomobilde olmazsa olmaz özellik nedir sizin için ?

ME: Konfor önemli tabi ama, benim için daha da önemlisi iyi bir ses sistemi. Bagajı önemli çünkü bir konsere falan giderken bir sürü şey taşıyorsun işte; mikrofon sehpası, gitar vs. Az yakması tabi ki önemli ama öyle bir otomobil henüz bulamadım bulursanız haber verin bana da J  Sevdiğim bir başka özellik; bluetooht üzerinden konuşma, hands-free özelliği İstanbul trafiği için çok güzel bir özellik.

BBE: Trafikle aranız nasıl ? Sakinliğinizi koruyabiliyor musunuz ?

ME: Ben meditasyon yapıyorum, herkese de tavsiye ediyorum. 🙂 İstanbul’da bir kere şunu kabul etmek lazım, İstanbul trafiğini düzeltemezsiniz. Hayatında hiç sinyal vermemiş birine sinyal vermeyi siz öğretemezsiniz. Onları denedik ama öğretemedik, sonra vazgeçtik. Çünkü siz kendiniz yoruluyorsunuz bu sefer ve stres oluyorsunuz. Kavgalar oluyor, olan size oluyor yani. O yüzden trafikte kimseye bir şey öğretmeye çalışmadan efendice kullanmak lazım diye düşünüyorum.

BBE: Ünlü bir sima olarak sizin trafikte unutamadığınız bir anınız var mı ?

ME: Yok ama öyle küçük kazalar yaşadığım zaman falan çok tartışma falan olmuyor.

BBE: Çok büyük bir kaza yaşadınız mı ?

ME: Yok, büyük bir kazam yok ama ufak tefek kazalar oldu. Yağmurda mesela frene basıyorsun durmuyor öyle şeyler oldu.

BBE: Sizce trafikle ilgili eksikler neler ?

ME: Bizim zamanımızda trafik kurallarını öğreten Bay yanlış ile Doğru Ahmet vardı. Rahmetli Erol Günaydın oynardı o Bay Yanlış idi hep, yanlış şeyler yapardı. Doğru Ahmet de hayır o öyle değil böyle yapılır işte duran aracın arkasından geçilmez falan derdi. Bu tür bilgilerin, kuralların insanlara öğretilmesi ve anlatılması lazım.

BBE: Sizce trafik kurallarımız ve teknolojimiz Dünya ile yarışabilir durumda mı ?

ME: Biz geriden geliyoruz. Benim çocukluğumda trafik lambası bile yoktu. Trafik lambaları herhalde 80’lerin sonunda geldi İstanbul’a. Ankara’da vardı İstanbul’da belli üç, beş yerde vardı. Onun için bu bile zaten çok yeni bir olay. Yaya geçidinde durulması gerektiğini Türkiye genelinde belki 2-3 nesil sonra öğrenecek insanlar. Mesela 86 yılında, ben o zaman 9 yaşımdaydım bize bir Alman aile gelmişti tatile. O sene Almanya’da arka koltukta kemer zorunluluğu gelmiş. Bizde o sene kemer takma zorunluluğu bile yoktu hatta şöyle bir şey vardı otomobildeki sağ dikiz aynası ekstra parayla satılırdı 🙂

BBE: Trafik kurallarına daha fazla dikkat çekmek için sizce neler yapılmalı ?

ME: Trafikte ortak akıl diye bir platform vardı, Trap diye. Ona üyeydim ben, üniversitelerden öğretmenler, çeşitli sektörlerden iş adamları, genel müdürler falan geliyordu. Hevesle başladığımız bir platformdu daha sonra biraz küçüldü. Mesela orada bir şey öğrenmiştim; bir beyefendi çıktı dedi ki; hızlı gitmek kolaydır da durmak zordur dedi. Seyir bir durma problemidir diye bir şey söyledi ben onu bilmiyordum mesela. Böyle şeylerin insanlara anlatılması lazım. Bugün artık televizyon gibi çok güçlü bir silah var elimizde ama sırf eğlence, eğlence de değil yani garip bir şey için kullanıyoruz, eğitici hiçbir şey yok. Mesela 100 km hızla giden bir otomobil 50 metre sonra durabiliyor, dolayısıyla senin önündeki otomobille aranda 50 metreden fazla mesafe olması gerekiyor. Bu tarz basit bilgilerin verilmesi gerekiyor. Mesela farım da açık yolum da diye bir slogan vardı. Biz gündüz de far yakmayı oradan öğrendik, eskiden akü bitmesin diye yakmazdık ama bazı kazalarda önemli bir faktör mesela. Hayat kurtaracak basit sloganların televizyon aracılığıyla verilmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

BBE: Çocukluktan gelen bir aşkla sevdiğiniz bir otomobil var mı ?

ME: Bizim çocukluğumuzda, çikletten çıkan otomobil yapıştırmaları vardı. Onlara bakardık hayran hayran, teknik özelliklerini falan ezberlerdik. Sokakta park etmiş otomobillerin camlarından bakardık, kaç yapıyor diye. Ama böyle özel bir model yok aklıma gelen. Ama mesela o eski dolmuşlar, İstanbul’un bir simgesi gibiydi onların kalkmasını istemezdim mesela. Bizde hep bir şey var fonksiyon, işlev arıyoruz, rahat arıyoruz o yüzden eski olan her şeyi kaldırıyoruz. Mesela o dolmuşlar çok uzun yıllar İstanbul’un simgesi olmuş. Yeni otomobiller olsa bile o dolmuşlardan özel üretilse İstanbul için keşke. Napolyon bile demiş ki; Dünya tek bir ülke olsa başkenti İstanbul olur.  100 tane 200 tane o dolmuşlardan üretilse o simge bozulmamış olur. O sarı dolmuşlar hem çok çirkin hem de bizi anlatmayan bir şey. Otomotivde de bazı tarihi şeylere sahip çıkmak lazım.

BBE: Son klibiniz Ölümsüz’de 65 model bir Chevrolet’in içindesiniz.. Klasik otomobillere karşı bir sempatiniz mi var ?

ME: Klipte falan güzel oluyor ama gerçek hayatta onunla uğraşmak zor. O bir merak, onun için zaman ayırmak lazım. zaman, işte veya trafikte geçtiği için öyle bir vakit ayırmak çok zor. Mesela o otomobil, biraz çocukluğumu hatırlattı tek parça uzun bir koltuğu var. Ben öyle bir koltuğu o eski dolmuşlarda gördüğüm için bana o yılları, çocukluğumu hatırlattı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook’ta Burcu

Instagram’da Burcu

Sık Sorulan Sorular


Otomobil Sporları Nedir ?

Uluslararası Otomobil Fedarasyonu (FIA) tarafından belirlenmiş kurallar çerçevesinde güvenlik önlemleri alınmış otomobil ve ekipmanlarla, trafiğe kapalı alanlarda, zamana karşı rekabet edilen bir spor dalıdır.

Ralli Nedir ? Türkiye'de Ralli Yarışları Nasıl Olur ?

  • Ralli branşı, Türkiye’de ve Dünya’da en çok takip edilen, en önemli otomobil sporları branşlarından biridir,
  • Bu branşta sporcular Fia tarafından onaylı otomobilleriyle, trafiğe kapalı; toprak, asfalt ya da karlı zeminlerde zamana karşı yarışır. En hızlı etap zamanını elde eden sporcular ödüllendirilir,
  • Türkiye’de sadece asfalt ve toprak yarışlar düzenlenmektedir,
  • Ülkemizde Türkiye Ralli Şampiyonası adı altında 7 yarış gerçekleştirilmektedir, bu şampiyona ulusal şampiyonadır,
  • Ulusal şampiyonanın dışında amatör sporculara destek olunması hedefiyle , Tosfed Ralli Kupası adı altında mahalli yarışlar da düzenlenmektedir.

Ralli Pahalı Bir Spor mu ?

Otomobil sporlarının tümü masraflı bir spordur. Ulusal şampiyonalar, mahalli şampiyonlara göre daha masraflı ve daha pahalıdır. Bir yarışta; lisans ücreti (yıllık), kayıt ücreti (her yarış), otomobil kirası (otomobil kendinizin de olabilir), otomobilin transferi, servis, yakıt, lastik, antrenman otomobili kirası ve yakıt masrafı, konaklama, yeme-içme gibi giderleriniz olmaktadır. Bütçenizi en uygun şekilde organize etmek biraz da sizin elinizde. Bu giderlere bir de ekipman ve olası kaza masraflarını da katmak gerekir.  

Nasıl Ralli Pilotu / Co-Pilotu Olurum?

Ralli pilotu olmak için öncelikle ehliyetinizin olması gerekmektedir, Ehliyeti olan sporcu adaylarının, belirli zamanlarda kulüpler tarafından organize edilen eğitim seminerlerine katılarak sertifika almaları gerekmektedir. Bu eğitimlerin tarihlerini Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu'nun (TOSFED) web sitesinden takip edebilirsiniz, Eğitim sertifikasına sahip olan kişiler,  TOSFED'e lisans başvurusunda bulunabilirler,

Pilotlar Para Kazanır mı ?

Ralli sporcuları yarış kazanmaları halinde para ödülü kazanmazlar. Yarış sonunda dereceye giren sporcular, kupa ile ödüllendirilmektedir. Sporcuların maaşları yoktur, takımlardan ya da federasyondan herhangi bir ücret almazlar. Yani sanılanın aksine ralli pilotları para kazanmazlar.